Linkler
 
Tarih saat
05 Eylül 2010 Pazar
 
Anket
Sonuçlar
Hükümetin eczacılarla mücadelesinde amacı ne olabilir?






 
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi defterine yazmak ya da yazılan mesajları okumak için tıklayınız.
 


DÖRTYOL’LU  HAFIZ  HOCA

            Küçük Hasan oğlu Hafız Hoca’nın adı Hasandır. 1867 yılında Ocaklı ’da doğmuştur. Ana adı Şerife’ dir. Küçük yaşta geçirdiği bir hastalık nedeniyle, kör olmuştur. Hafız Hoca’yı tanıyanlar, O’nun gece bile gördüğünü iddia ederler. Zaten (görmeyen)ama için, gece ile gündüzün farkı yoktur.  Gece kavaktan üzümün en iyisini toplayıp; misafirine ikram eden; gündüz kızdırmak için yoluna  konan çalıyı fark eden Hafız Hoca, ticaretle uğraşmıştır. Kayseri’ye kadar gitmiş ve Ocaklı ’daki misafirhanesinde de Kayserili tüccarları ağırlamıştır. Gün bulup gün yemiş; artırabildiği parayı da altına yatırmıştır.

Bu parayı da 1. Dünya Savaşı yıllarında, biricik yavrusu Halil’i askere göndermemek için bedel vermiştir. Ama şube başkanının :

“ Senin, benim, onun evladı askere gitmezse kiminki gidecek ? Düşmana kim karşı koyacak ? “ demesi  üzerine, oğlunu da askere (Önce Yemen, sonra Kafkas Cephesine) göndermiştir.  Oğlunun Kafkas Savaşından dönmemesi üzerine, şehit oğlu için ağıtlar yakmıştır.

            Hafız Hoca kimine göre 9, kimine göre 11, kimine göre de 13 kez evlenmiştir. Şiirleri, türkü olarak ve ağıt olarak hep dillerde dolaşmıştır.

            En çok Ocaklı Köyü ile Osmaniye İli merkez Fak’uşağı köyünde ikamet etmiştir.

Dörtyol’un kurtuluşu sırasında, Kara Hasan Paşa’nın : “Hafız Hoca, Ermeni çeteleri gelip almadan, kapıdaki malları(hayvanları ) bize versin. “ diye haber göndermesi üzerine, sadece “elimin ulağı” dediği eşeği bırakıp; diğerlerini Hasan Paşaya göndermiştir. Daha sonra da Erzin’den gelirken, Başlamış yol ayrımında (Domates durağı),  çeteler, eşekten indirip ,eşeği alıp gitmişlerdir.  Çeteleri takip eden Hoca, kendini Kocadüz Yaylasında ve Hasan Paşa’nın karargahında bulur. Hasan Paşa’ya verdiği mallar ile veremeyeceği eşeği hatırlatan şiirini okur:

 

Kütükte yazılı benim körlüğüm.

Hiç gitmiyor, şu dünyada darlığım.

Bir eşeğim vardı, dirim dirliğim.

Aldılar elimden bir Hasan Paşa.

……………………………….

Hafız Hoca  söyler bunu özünden,

Ağlasa  da  yaş çıkmıyor gözünden

Bir eşeğim vardı aldılar elimden.

Arzuhal eyliyom, bir Hasan Paşa !

 

Bu türkü üzerine Hasan Paşa, derhal emir verir ve alınan eşek, Hafız Hoca’ya geri getirilir.  Hafız Hoca’nın şiirlerini, türkü olarak en iyi okuyan, o zamanın gençlerinden merhum Ali Haydar SEÇER’dir.  Kadınlar da Hoca’nın ağıtlarını okumuşlardır.

            Hafız Hoca, Ocaklı Köyünde, çocuklara Kur’an dersi vermiştir. Bu çocuklardan , biricik oğlu Halil’den torunu Hasan Dede Yavuz’a yedi yaşında Kur’an’ı ezbere okumayı öğretmiştir.

            Hafız Hoca’nın 1927 yılında, yüksek tansiyon sonucu beyin kanamasından öldüğü sanılmaktadır.  Hayatının bazı bölümlerini şiirleriyle günümüze aktarmıştır.  Ruhu şad olsun.


 

TÜRKÜ

1 - Düğünlere davet edilip, türkü sözlerini dizip, gençlere okutturan Hafız Hoca, hanımsız kaldığı bir sırada , Erzin’deki Mülayım Ziya Efendi’nin düğününe davet edilir. Düğünde ağalar Hafız Hoca’ya : “ Haydi Hoca, tam zamanı. Bir türkü yak da , ağıdını da ağla. “ derler. Bu umut, bu duygu ve düşünceler içinde aşağıdaki türküyü dizer,Mülayim’lerden de alacağını(Iraziye’yi) alır, eşeğine bindirip, Ocaklı’ya getirir.

 
Üst başı Gavur dağı da alt yanı Gözene ,

Aşk olsun da bu türküyü düzene,

Bekarlar yatağı koca Adana,

Adana’dan şirin gördüm Erzin’i.

 

Yeli eser de  Gavur dağı  başından,

Yiyen gitmez ekmeğinden aşından,

Uma geyik, seyir eder peşinden,

Dudu gibi güzeli var Erzin’in.

 

Mülayim  Ziya da Ömer Efendi,

Gitti figanın yenice döndü,

Mülayim’leri sorarsan: Hocalar Bendi.

Eski hanedanı bunlar Erzin’in.

 

Hafız Hoca, bunu söyler özünden.

Ağlasam da yaş çıkmıyor gözümden.

Bir avrat verin de “dul” dan, “kız”ından.

O da ihsanından olsun Erzin’in.

2-  2 - Düziçi İlçesi Bostancı Damı denen yerden geçerken; çeşme başında su dolduran kızlardan su alıp içen Hafız Hoca, yanındaki oğlunun heyecanını sezer; kızın adını, kimliğini öğrenip; aşağıdaki türküyü yakar:


Osmaniye ili de Bostancı Damı,

Seni seven yiğit de çeker mi gamı ?

Ne güzel olmuşsun, bre gız hemi ?

Güzellik zekatın vermen mi gelin ?

 

Adını sordum da :” Sultan” Dediler.

Güzellikte fetva versin Kadı’lar.

Muska yazdır;  göz etmesin cadılar.

Bu dağlarda böyle güzel olur mu ?

 

Kul Halil’im der de varsam otursam !

Otursam da, eksiğini yetirsem;

Kısmet olsa Ocaklı’ya götürsem;

Bir iki ayda  evlerine gelir mi ?

2- 3 - Ticaretle uğraşan Hafız Hoca, gideceği yere varmak için, Ceyhan Nehrini geçmek zorundadır. Ama nehir, geçit vermemektedir. Hafız Hoca’yı gören güçlü ve boylu bir kadın gelir; Hafız’ı sırtına alıp; ırmağı geçirir. Oradaki erkekler Hafız’a takılırlar. Hafız Hoca da aşağıdaki türküyü yakar:


Anacımda duran güzel

Ceyhan taştı varamıyom.

Sana eller güzel diyor;

Görmez gözüm, göremiyom.

 

Anacımda su doldurur,

Çemberini yel kaldırır,

Bakışı adam öldürür.

Dayanıp da duramıyom.

 

Hafız Hoca bakar durur,

Görmez amma şavkı vurur,

Bakışı yürek kavurur,

Bana varsan diyemiyom.

2- 4 - Hafız Hoca, Ocaklı’dan gülşen Hoca ile yolda giderken; ipek kozasını alıp; ip çekmeye giden bir Ermeni gelini görürler. Tabii gören Gülşen Hocadır ve Hafız’a anlatır, güzelliğini. Ismarlama bir türkü yaktırır :


Kozasını almış eline

Düşmüş dolabın yoluna     Dolap: İpek ipliği çeken çıkrık

Soramadım şu geline

Haçik’lere giden gelin.     “ Haçik:Ermeni aile”

 

Ağ fistanlı, sırma saçlı,

Yemenisi suya düştü.        “Ağ: Beyaz;  Fistan:elbise; Yemeni: Başı örten yazma, eşarp”

Gülşen’imin aklı şaştı;

Haçik’ lere giden gelin.

 

Hafız Hoca söyler satı,

Dili şeker; ağzı kutu.

Sual ettim; yarin kötü.

İslam olsan, n’olur gelin  ?



 

AĞITLAR

1-        1 - Dünyanın değişmekte olduğunu gören, yetişen gençliğin bilgili ve görgülü olmasından mutluluk duyan Hafız Hoca, duygularını şöyle dile getirir :

 

Yürü bre yalan dünya,

Şu gövdemde can kalmadı.

Dünya ecik, mecik olmuş;

Geçinecek gün kalmadı.

 

Hasta deli gönül hasta,

Su verirler , altın tasta; 

Küçük, büyüklerden usta !

Zamanede bön kalmadı.

 

Acı ot atarlar yaraya,

İnsanlar düştü paraya,

Kimse bakmaz fukaraya,

Doğru söyler kul kalmadı.

 

Yeter Hafız Hoca yeter.

Bacalarda duman tüter.

Vallah ölümden de beter.

Namus ile ar kalmadı.

1-    

        2 - Biricik oğlu çocuğu Halil’in , önce Yemen’e, sonra da Kafkas harbine gönderilmesi; Kafkas Cephesinde kalması; Hafız Hoca’nın yüreğinde acıları günden güne artırır. Yetim kalan iki torununu (Hafız Hasan ile  Hacı Mehmet) ‘i karşısına alıp; aşağıdaki ağıdı yakar

 


Maraş’ın parmak üzümü,

Severler boyu uzunu,

Halil oğlum gelmeyince,

Nedeyim elin kızını ?

 

Eğil yüce dağlar eğil.

Biten dalım, oğul Halil :

Emmim, dayım oğlu değil;

O da benim babam oğlu.

 

Dörtyol’dan  da aldım fener,

Yanar Halil oğlum yanar.

Gelinlik evde kalır mı ?

Duyan eller beni kınar.

 

Oğlum Halil, biricikti.

Askerliğin görücüktü.

Urus’a mı vericik ti !

Şehit Halil, Hasan ağlar.

 

Hafız Hoca kime yansın ?

Hasan, Hacı hep ağlasın.

Harp kaçkını zengin olsun !

Yüreciğim kanar, ağlar.

3 - Yeğenlerinden biri (Ökkeş)in ölümü üzerine bu ağıtı yakmıştır. Eksik olduğu bilinen bu ağıt tamamlanamamıştır :

 

Odanın önünde durur,

Kadir kıymetin bilir,

Gönlü alçak, Ökkeş oğlum;

Eli ile kahve verir.

 

Ömer küçük, Mehmet cahil;

Cahil olan ne iş bilir ?

Ne ağlıyon Halil Ağa ?

Şimdi Ökkeş oğlun gelir.

 

Aşağıda vardır kula

Yiğit olan gider yola,

Allah muradını vere;

Belki oğlun Ökkeş gelir.

 

2-4 -  Erzin’den eşeğinin terkisine alıp, getirdiği hanımının ölümü üzerine yaktığı ağıt da tam olarak bulunamamıştır.

 

 

Başındaki fesi telli.

Erzin zaten belli

Ağ parmaklı, topak elli;

Iraziyem öldü benim.

 

İĞNELEME

Uzun uzun uzandığım

Aynasında düzendiğim

Kırk oynaştan kazandığım

Neni  Ediklim nenni

      Aşağıdan gelir havalı,

       Nedir bunun babalı,

       Kırk oynaşın teberiği,

       Neni Tahir’im nenni.

 

 

1-      

KELİMELER

Hafız Hoca

Hasan Dede ve Hacı Mehmet YAVUZ’ un dedeleri
Gavur dağı Hatay-G. Antep arasındaki NUR Dağları
Figan Feryat, acı ile ağlama
Avrat Kadın, eş, ayal, hanım
Şavk Işık ,parıltı, güzellik
Bön Aptal, budala, salak
Urus Rus
Yemeni Burada ayağa giyilen ayakkabı
Hocalar Bendi Hocalar sülalesi, taifesi
Haçikler Ermeniler
Bostancı Damı  Düz içi ilçesinde bir yer.
Çember Yüzdeki Örtü
Ecik - Mecik Burada kurnaz, şeytan anlamında
Yetirme Tamamlama, giderme
Ağ fistanlı Beyaz elbise

 

Bu  bilgileri, Ocaklı Köyü sakinlerinden rahmetli Ali Haydar SEÇER’den (1968 de) ve Osmaniye’de Hafız Hoca’nın yeğeninin hanımı Döne Yavuz’dan alınmıştır.(1986 da)

 

 

 

 

 

 

Duyurular

Gazetelerimizin Güncel ve Arşiv Haberlerini BURAYI Tıklayarak okuyabilirsiniz.


 

Gazetelerimizi Bulabileceğiniz Yerler

 
Kurlar
Dolar1,49941,5066
Euro1,92411,9334
 
Haberler
Niang coştu!

Yeter ki inanalım!

Bekle bizi Slovenya!

Türkler uçuyor!

Köprüden geçti Bono

78 yaşındaki kadının mucize kurtuluşu

Devler çıldırttı!

Milliler'de Belçika mesaisi!

Adım adım şampiyonluğa!

"Yetmez Ama Evet"e dün yumurta, bugün boya!

Savunma ne olacak?

THY uçağının motoruna kuş girince

"Ben sana 'Başbakan olamazsın' demedim..."

Karabük İnter'i devirdi!

Kardinal cami istedi

Moto2'de şok ölüm!

Mavi Marmara gaspı

Sokak festivali çatışmaya döndü

Mullen, Ankara ile PKK'yı da görüştü

Tekke’nin sırrı çözüldü!

 
Hava Durumu

 
Online sayaç
Online Ziyaretçi: 5
 
İsabet sayacı
Toplam Ziyaretçi: 84247
 

    Admin Giriş Sitemap